Tanıtım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tanıtım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2014 Cumartesi

13. Gün: Favori çizgi roman karakteri

Sevdiğim çok çizgi roman karakteri var. Asterix, Red Kit, Abdülcanbaz, Batman, Örümcek Adam, En Hakiki Rıdvan... Uğur Gürsoy'un çizdiği Fırat karakterini ise çok başka seviyorum :) Evet. Çıktığı günden beri her hafta Uykusuz almış bir okuyucuyum. Tabii deli Faik de ayrıca unutulmamalı. 

Uğur Gürsoy'u instagramdan takip etmek için tık...


6 Aralık 2014 Cumartesi

6. Gün: En sevdiğin kitap


İyi bir kitap okuruyum, gerçekten çok okurum. Ancak çocukluğumda okuduğum (büyürken ve halen zaman zaman defalarca tekrar okuduğum) Mary Poppins bu listenin en tepesinde yer alacak. Mary Poppins, 1933'te P.L. Travers tarafından yazılmış. Orta halli bir İngiliz ailesinin çocuklarına bakan dadı ve çocukların onunla yaşadıkları fantastik maceralar yanılmıyorsam 8 kitap boyunca sürmüş. Dadı Mary Poppins aşırı titiz, ciddi, insanı korkutan bir karakter ancak çocuklar onunla şahane maceralar yaşıyorlar. Çocuklara çok iyi bakıyor ancak çok samimi olmuyor. Kendince cool bir tipleme. 
Mary Poppins'ten bir illüstrasyon (Kaynak için tık )

Doğum günü cumartesiye denk gelirse güldürücü gazla dolan ve havada asılı kalan bir amcası, geceleri gökyüzüne merdiven dayayıp yıldızları yapıştıran arkadaşları var, hayvanlarla konuşabiliyor ve izin gününde arkadaşıyla bir duvar resminin içinde dışarıdan bakılınca görülmeyen bir lunaparka gidip eğleniyor. Ancak bunları yaparken coolluğundan bir an bile ödün vermiyor. Papağan saplı şemsiyesi ile uçuyor ve bir halı çantası var ki içinde bir ben yokum! 

Mary Poppins'in yazarı P.L.Travers (kaynak: global britannica tık)
Travers bir kadın yazar ancak döneminde kadınların erkek işi olarak görülen işlerle ilgilenmesi hoş karşılanmıyormuş ki yayın dünyasına cinsiyetini beli etmeyen adının kısaltması ile girmiş. Kitabın resimlemelerini de Mary Shepherd yapmış. Aslında kitap, yazarıyla, çizeriyle ve ana karakteri dadıyla tam bir kadın emeği ürünü. Küçükken öyküleriyle beni içine alan kitabı, büyüdükçe bu yönleriyle de sevdim. 

Hazır başlamışken bence bir koşu pinterestte Mary Poppins boarduma da bakınız, haydi tık tık 

Yarın: En sevdiğimiz film... Acaba nedir?

2 Mayıs 2013 Perşembe

Genius Loci: Yerin Ruhu



Bu yazı için biraz geç kaldım aslında, ama daha önce fırsat olmadı. Tasarımını ve resimlemelerini yaptığım bir kitabı tanıtmak istiyorum. Kitabın yazarı, çalıştığım fakülteden meslektaşım Doç. Dr. Lerzan Aras. Kitap, mimarlığın batı dünyasında az düşünülen bir yönüne vurgu yapıyor. Tasarlarken ben de 2 kez okudum, ilginç ve güzel bir kitap. İstanbul'un aşina olduğumuz yerlerinde hiç farketmediğimiz yapıları ve etkileri, kentin kültürel gelişimi ve kentleşmeyi, yerin ruhunu, fenomonolojik yaklaşımı keyifle bir solukta okuyabilirsiniz. Üniversitemizin (Cyprus International University) yayınlarından çıktı. Çizimleri stabilo kalemle ve tamamen elde yaptm. 






Çizimlerini yaparken çok keyif aldığım bir proje oldu doğrusu. Üstteki İstiklal Caddesi resimlemesindeki caddenin delisi amcayı hatırlayan var mı? Ben bir süre önce ölmüş olduğunu duydum, caddenin bir motifiydi; unutmayalım diye resimlemeye aldım onu da...


 Bu resimleme de "Martıları Seven Adam". Kitapta bu öykünün Osho'dan aktarıldığı belirtiliyor. Deniz kıyısında yaşayan ve martıları çok seven biri varmış. Her sabah deniz kenarına gidip martıları izlermiş. Martılar korkmadan yanına gelirlermiş... Bir gün babası demiş ki, birkaç martı bana getir de oynayayım onlarla. Ertesi gün adam deniz kenarına gittiğinde, martılar yalnızca başının üstünde turlamışlar, yanına yaklaşmadan. 

Niyetin titreşimleri farklı titreştirmesi üzerine bir öykü.

23 Şubat 2012 Perşembe

26 Ocak 2012 Perşembe

Kıbrıs'ı geziyoruz / Bellapais

Bellapais, Beşparmak dağlarının Girne'ye bakan yüzünde kurulmuş Bellapais Manastırının da içinde bulunduğu bir dağ köyü. Daracık sokakları ve çok bozulmamış tarihi dokusuyla insanı hemen içine alan bir atmosferi var. Dağlarda Kıbrıs'ta sık sık gördüğümüz bir bulut biçimi dikkatinizi çekebilir; dağların tepe noktalarını yutan bulut bunlar... 




Bellapais Manastırı ya da diğer adıyla "Beyaz Giymiş Meryem Kilisesi", 1158 ve 1205 yılları arasında Fransa Kralı tarafından inşa edilmiş. Bu dönem, Kıbrıs'ta Lusignan dönemi'ne denk geliyor. Gotik Mimari'nin Doğu Akdeniz'deki en güzel örneği olduğu söyleniyor. Manastır, ilk olarak Augustinian rahipleri tarafından kullanılmış.



 Ada Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra padişah tarafından Rum Ortodoks kilisesine verilmiş. Kilisenin içindeki ikonalara bakınca, Ortodoks etkisi hemen görülebiliyor. Oldukça etkili ve korunabilmiş bir kilise. Mimaride kullanılan taşlara bayıldım. Tabii turunç ağaçları her yerde...






Bu arada konuyla ilgisiz olacak belki ama, bu kadar sıcak ve kuru bir iklimde terraryumlarım için nereden karayosunu bulacağım diye dertleniyordum. Oysa burası kışın son derece yağmurlu ve bu tür taş yapıların duvarlrında ve merdivenlerinde bol bol yosun görebildim.



Kıbrıs'ta bu türden sukkulentlerden çok var, hiç bu kadar değişik çeşidi bir arada görmemiştim. Bu yukarıdakinin adını bilmiyorum ama çok güzel. Ağaçlaşabilme potansiyeli de var, birçok bitki gibi. Aşağıda ise doğasever kızım yosunları seviyor. Laf aramızda kendisi izci oldu. Buradaki okullarda gerçekten gerçek izcilik öğretiliyor. Dürbünü de var, eski fotoğraf makinesini de ona verdik, çok mutlu kafasına göre fotoğraf çekebildiği için :) 


Manastırın iç avlusundaki devasa boyuttaki dört servinin, zamanında manastırın bir bekçisi tarafından dört çocuğu için dikildiği söyleniyor. 


 Bu fotoğraflar 31 Aralık günü çekildi, yani kışın ortası diyebileceğimiz bir havada. Ama bize göre serin ve yağmurlu bir sonbahar gününden farkı yoktu. Kış ortasında yemyeşil. Başka gezi yazıları da geliyor efenim. Görüşmek üzere!

8 Temmuz 2011 Cuma

Güzeller güzeli kızılgerdan



Tezimin uygulaması için deliler gibi çalıştığım bu günlerde, çizdiğim hayvanlardan biri olan kızılgerdanla ilgili araştırma yaparken yukarıdaki videoyu izledim. Paylaşmadan edemedim. Benimkinin yuvası meşe ağacının dalında olacak, burada diyor ki buldukları her şeyin içine yuva yapabilirlermiş. Bahçedeki bir tasa bile... Hatta motorsiklet kaskındaki yuvayı görünce şaşırdım, evcil değil ama ne kadar korkusuz bir kuş bu :)

Kızılgerdan, Elif Songür Dağ
Şurada da çok güzel bir yazı var kızılgerdan ile ilgili: http://dogakesif.blogspot.com/2010/10/dunyalar-sekeri-kuscagzm-kzlgerdan.html İngiltere'de Robin olarak adlandırılan kuş bu. Eski zamanlarda, postacılara da Robin derlermiş. Gayet geniş bir yaşam alanı var, Avrupa, Afrika, Asya, Akdeniz...
Hımm.. Elif işine dön bakalım. 


16 Mart 2011 Çarşamba

Bir heyecan bir heyecan ben...pırpırpır böyle...

 

Üyesi olduğum Boyalıkuş İllüstratörler Grubu ile katıldığım "Küçüklere ve Büyüklere Masallar" adlı sergi,  26 Mart - 30 Nisan tarihleri arasında İstanbul Bağdat Caddesi'nde bulunan Tolga Eti Galerisi'nde!

Ben de yukarıdaki işlerimle katılıyorum. Çok heyecanlıyım, çalışmaları da çok heyecanlanarak yaptım. Çok sevdiğim bir işi yaparken kalbim ağzımdan çıkıverecekmiş gibi hissediyorum, tansiyonum filan çıkıyor o derece :) Tezi yazarken ve illüstrasyon derslerine hazırlanırken de aynını hissediyorum. :) Evet şimdi tekrar tez!  



1 Şubat 2011 Salı

Masaüstü resimleri :)

Uzun bir zamandır fırsat buldukça devam ettiğim bir projem var. AFA Akıl Fikir Reklam Ajansı'ndaki kocaman ahşap toplantı masasını resimlemek. Daha önce şurada bahsetmiştim.



Fırsat bulduğumda resimleri eklerim demiştim. Bu resimlemeleri masaya kurşun kalemle çizip, akrilikle renklendirerek çalıştım. Sadece bunlar değil; bu çok büyük bir masa, resim de çok var ama hepsi çekilmemiş. Çok zevkle çalıştığımı söyleyebilirim. Özellikle tezle uğraşırken terapi gibi, odun kesmeyi bırakıp baltayı bilemek gibi oldu benim için. 


29 Ocak 2011 Cumartesi

Yattığım yerden bildiriyorum

Niçin yatıyorum, çünkü çok çok hastayım sevgili okuyucu.
Perşembeden beri boğazımda yutkunmakla geçmeyen yaklaşık iki yumruk büyüklüğünde kitleyle (bademcik şişmesi tabir edilen bir durum ancak yutkunmamı ve nefes almamı engelleyen o devasa şeylere bademcik gibi şirincik minikcik bir yakıştırmayı reva göremiyorum) ateşler içindeyim, evet. Ancak bugün biraz kendime gelebildim (cümle filan kuruyorum, maillerimi kontrol ettim vb.),  kitap okumak ve film izlemek dışında başka bir aktivitem olamadığından sıkıntı içindeyim. Bu kadar pasiflik bana göre değil ama o kadar korktum ki çok hasta olunca bir an önce iyileşmek için gerçekten dinleniyorum.
Yattığım yerden yapılabilecekler sınırlı olduğundan bari şu hakkında bir sürü şey okuyup da izleyemediğim filmleri izleyeyim dedim. Dikkat izlemeyenler okumasın, spoiler başlıyor:



Black Swan:
Orijinal Adı: Black Swan 
Yönetmen: Darren Aronofsky
Oyuncular: Nathalie Portman, Mila Kunis, Vincent Cassel
Senaryo: Mark Heyman, Andres Heinz



Güçlü bir oscar adayı olarak değerlendiriliyor. Üzülerek söylüyorum ki öykü beni pek şaşırtıp heyecanlandırmadı. Nathalie Portman'ı da çok severim üstelik. Yine bir dans okulunda geçen, üstelik günümüz koşullarına göre oldukça ilkel çekilmiş bir film olan Suspiria'dan daha çok etkilenmiştim. Bir kere, sonunu hemen tahmin edebildiğim filmlerden soğuyorum ben. Aslında konu, biraz da insanın kendini baskılaması üzerine. Nina karakteri, kusursuz olmak için kendini baskılıyor, ancak anne-kız çekişmesi de var; bir sevgi-nefret ilişkisi. Anne de kızı baskılıyor. Ama görünürde her şey düzgün ve sevgi dolu. Belki de hiçbir şeyin göründüğü gibi olmaması üzerine bir öykü olarak değerlendirilmeli. Ama görüntü yönetmenliği çok başarılı, makyajlar, renk kullanımı vs. Gayet güzel. Portman da bence bu rol için çok çalışmış. Filmdeki gerilim öğeleri de beni çok germedi doğrusu. Çok alışılmadık bir durum bulamadım filmde. Diğer kıza hep siyah, Nina'ya hep beyaz giydirerek zaten işin bir kişilik bölünmesine, bir şizofrenik duruma bağlanacağının sinyallerini film boyunca vermişler. Dolayısıyla beklenmedik bir şey yok, beklenen oluyor. Ama tabii işte insan zihninin kapasitesi, ve bu akıl almaz yapının rahatsızlıklarının bile insanı nasıl şaşırtacağı konusu çok ilginç, filmlerde de çok işlenen bir konu. Belki de daha önce "Pi" ve "Requiem for a Dream"i çekmiş olan Aronofsky'den çok daha fazlasını beklediğim için çok heyecanlanmamış olabilirim. Vincent Cassel çok başarılı bir seçim olmuş bunu da söylemeden geçmeyeyim.
......................................................................................

İzlediğim diğer film Ağaç:
Orijinal Adı: The Tree 
Yönetmen: Julie Bertucelli 
Oyuncular: Charlotte Gainsbourg, Marton Csokas, Aden Young, Arthur Dignam, Benita Collings, Betty Cartmill, 
Senaryo: Elizabeth J. Mars, Judy Pascoe 
Yapım: Avustralya, Fransa, 2010



Charlotte Gainsbourg, ilk olarak en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Lars von Trier'in çekmiş olduğu Antichrist filmindeki rolüyle dikkatimi çekti. Holywood sinemasındaki güzel kadın arayışının dışında Avrupa sinemasının gerçekçi ama karizması olan kadın oyuncu (veya erkek oyuncu, benzer bir yaklaşımları var yine) arayışını seviyorum. Gainsbourg da bu türden bir oyuncu, normal görünüşlü ama kendine güveni, karizmasını oluşturuyor (tıpki Juliet Binoche gibi).

Film, kendi halinde mutlu bir aile olan O'Neill ailesinin babalarının ani ölümüyle başlıyor. 4 çocuk içindeki tek kız çocuk, babasının ölümünü kabullenemeyerek babasının ruhunun bahçedeki devasa incir ağacının içine girdiğine inanmaya başlıyor. Zamanla anne ve diğer aile üyeleri de bu düşünceyi paylaşmaya başlıyor. Filmin sonuna kadar tesadüf mü yoksa fantastik mi olduğu hiç anlaşılamayan bir dizi olay gerçekleşiyor. Aslında ölümü kabullenme ve yas tutma üzerine oldukça başarılı bir film olduğu söylenebilir. Abartılı durumlar yok, bu da film izliyormuşsunuz gibi değil, komşunuzun bahçesini izliyormuşsunuz gibi gerçekçi bir his yaratıyor. İzlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

Hasta blogger yatağından bildirdi. İyi günler :)

5 Ocak 2011 Çarşamba

Final Projesi olarak Tünel Kitap yapıyoruz

Tünel kitap, hareketli kitaplar (pop up) ve başkalaşım (altered) kitapları ile kardeş bir biçem olarak "sanat kitabı"nın alt türünde bulunmaktadır. Tünel kitap nadir, uygulaması zor ve çok ilgi gören bir kitap çeşididir. Temel özelliği göz yanılsamasına dayalı bir derinlik algısı yaratmasıdır.

Living Inside by Andrea Dezsö, 2009
Living Inside by Andrea Dezsö, 2009
Sayfalar üst üste geldikçe derinlik duygusu artmaktadır. Teknik olarak kitap akordeon gibi katlanmış sayfalardan oluşur ve sırt dikişi bulunmaz, dolayısıyla sayfaları çevrilmez. Sayfalar yan duvarlara birbiri ardına gelecek şekilde bağlanır. Sayfalar kesilip biçimlendirilmiş kağıt katmanlarından oluşur. Böylece izleyici sayfaların arasından baktığında teleskopik bir etkiyle karşılaşabilir. 

 Living Inside by Andrea Dezsö, 2009
Through the Rabbit Hole
by Ingrid Dijiker
Tünel kitabın tarihsel süreçte ilk örnekleri 19. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. Tünel Kitap, 19. yüzyılda "peep show" adıyla da bilinirdi. Önemli yerleri ve tarihi olayları hatırlatabilecek üç boyutlu bir hediyelik eşya olarak geliştirilmişti(Davis, www.princetonol.com,). Tünel Kitabın uygulanma biçiminin tiyatro sahnesi mantığından esinlendiği de söylenebilir(wwwipopularkinetics.com).

Istanbul
by Meltem Sözer
ESL
by Jana Sim
Çağımızda hemen her tasarım öğesi biraz da kendinden başka "şey"lerden izler taşımaktadır. Tünel Kitap da 19. yüzyıldan bugüne geçirdiği evrimle, modern insanın yaşamında post modern bir nesne olarak yerini almış durumdadır. Tünel kitap salt bir kitap değildir; bir yanıyla oyun öğesi, bir yanıyla sergilenebilecek estetik düzeyde bir nesne olarak var eldilmektedir. 

Into the Crypt
by Ingrid Dijkers
Into the Crypt
by Ingrid Dijkers
Kendi içinde bir derinliği olması, kitabı "gidilen bir yol" kimliğine büründürmektedir. Tünel kitap, tek başına bir sanat nesnesi, bir "nesne-kitap"tır denilebilir. 

Bülent Erkmen, nesne kitap ile ilgili olarak, kendi tasarladığı "Beşpeşe" adlı kitap üzerinden şöyle bir açıklama getirmektedir: "Bildiğimiz kitap, içindekini taşıyan kitaptır; yazı, resim, çizgiyle o kitaba onu taşıtırız. Nesne-kitap, kendisini de taşıyan, içindekiyle birlikte kendisini de gösteren kitap" (Aslan, www.milliyet.com.tr). 

World Without End (2000)
By Tara Bryan
3" x 3" x 3/8" closed, 15" extended.
Library Books
By Rebecca Goodale
1998. One-of-a-Kind.
10.5 x 11", unique tunnel book using ink and collage on paper. 
Temel Özelliklerin dışında tünel kitabın her sanatçı / tasarımcıya göre yorumlanabilir olması, bu alanın özgür ve başka türlerle bütünleştirilebilir olmasını sağlamaktadır. Bütün bu söz konusu özellikleri ile tünel kitap hem tasarımcılar hem de izleyenler açısından sanat ve el sanatını yetkinlikle kullanmayı gerektiren oldukça gözde bir kitap yapma tekniğidir.
Windows Out Of Wallstunnel book by Kate Leonard 

Elif Songür Dağ

5 Aralık 2010 Pazar

Body Worlds Sergisi Gezisi

   
Bunu yazmak için bir hafta kadar geciktim. Geçtiğimiz hafta sonu 40 (yazıyla kırk yani öyle böyle değil sevgili okurlar) öğrencimizi İstanbul'a götürdük. Gezinin amacı ünlü Body Worlds sergisini gezmekti, bir kaç sergi daha ekledik daha da güzel oldu. Bu gezinin asıl mimarı olan Banu Hoca ile birlikte ikimiz günübirlik bu geziyi organize ettik (Ayrıntılar için tık).
Grubumuz sabah Haydarpaşa'ya indikten az sonra, denize karşı kahvaltıdan az önce...

Sergide fotoğraf çekmek yasaktı, biz de çizim yaptık...
Gidiş gelişimiz trenle oldu, keyifliydi. Çok büyük bir grup olduğumuz için tramvay ve vapur dışında araca binmedik, tabanvayla gezdik. Kendimi anımsadım, bizi de bienale, önemli sergilere götürürlerdi toparlayıp. İzmir'den İstanbul'a. Gençliğim. Ne eğlenirdik, ne güzeldi koca koca insan gruplarının zaman zaman dağılıp toplanarak tek bir organizmaymış gibi hareket etmesi.



Döndük aynı günün gecesi. Dönüşte kimsenin sesi çıkamadı, herkes beton gibi uyudu. Ben de.

26 Kasım 2010 Cuma

AÇEV Okulöncesi

AÇEV Okulöncesi web sitesi açıldı. Herhalde AÇEV'in ne olduğunu bilmeyen yoktur ama yine bir hatırlatma olsun:


"AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı), 1993 yılından bu yana erken çocukluk ve yetişkin eğitimleriyle, çocuklara daha iyi bir gelecek, ailelere de daha bilinçli ve iyi bir yaşam sağlamak için çalışıyor. Aileyi güçlendiren bilimsel temelli Erken Çocukluk Eğitimi (EÇE) modelleri oluşturuyor ve bu eğitimleri işbirlikleriyle Türkiye’nin dört bir yanında uyguluyor. 
Ayrıca, gelen talepler doğrultusunda Avrupa ve Orta Doğu ülkelerindeki ailelere de ulaştırıyor. AÇEV anne ve babaları destekleyecek yeni eğitimler düzenlerken, mevcut eğitimleri de destekliyor. Kadınlara yönelik okuma yazma ve destek eğitimleri veriyor. Kırsal kesimlerde kadınlara yönelik  bilgilendirme / bilinçlendirme çalışmaları yapıyor. Bugüne kadar 7000 eğitimci yetiştiren AÇEV, eğitimleriyle 610.000 kişiye doğrudan ulaşmış bulunuyor." tık...  


Sitede ailelere ve okul öncesi öğretmenlerine yönelik bilgiler ve eğitim materyalleri yer alıyor. Okul öncesi eğitimin ne kadar önemli olduğu artık herkes tarafından bilinen bir konu. Bu önemli girişimi yaptığı için AÇEV'i tebrik etmek ve her zaman destek olmak gerekli diye düşünüyorum. 


Ufacık not: Öğretmenlere yönelik eğitim köşelerinin planlanması bölümü için illüstrasyonlarımla katkı sunmaya çalıştım. Bu projede bulunmak, işin bir ucundan tutmuş olmak beni çok mutlu etti. Aşağıda çizdiğim ikonlardan bazılarını görebilirsiniz...