Çok üzülüyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çok üzülüyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Söyleyecek hiçbir şey yok.  Biliyorum. Elim kolum kopmuş gibi sanki. Babamın yarım kalan kitabını alıp geldim Kıbrıs'a, okudum. Bak neredeydi ayraç:

"Baharın ilk tomurcukları hiç pişmanlık duymadan açtılar, tomurcukların her bir yaprağı bir bıçak gibiydi; hayati önem taşıyan organlarını saran zarın içine gömülen, başakları ayıran bir harman makinesi gibi damarlarını kesen ve iyileştiğini sandığı yaraları yeniden açan minik bir bıçaktı. Ama bu mevsim böyleydi işte. Fidanlarını boğmak, büyümelerini durdurmak için gösterdiğimiz çabalara rağmen, hayat inat eder. Ve sabrederek, ölümün anısına, anıya ve ölüme zalim birer darbe vurur"(sf.134)*.

Hayatın kendisinin de hiçbir anlamı yok. Ama yaşamaya devam ediyoruz.














*İstanbul Kahini, Michael David Lukas, Pegasus Yayınevi

29 Ekim 2011 Cumartesi

Ah biz eşekler...

Aziz Nesin'in Ah Biz Eşekler adlı öyküsünü neredeyse çocuk yaşımda okumamdan beri hiç unutamamışımdır. Öyle güzel bir öyküdür ki bir çok duruma uyar. Öyküye göre eskiden eşekle aynı biz insanlar gibi konuşabilirlermiş. Peki nasıl mı konuşmayı unutup anırmaya başlamışlar? Bir gün bir eşek kırda otlarken burnuna kurdun kokusu gelmiş. Eşek yok canım kurt değildir demiş. Sonra kurdun sesi, karaltısı belirginleşmiş. Eşek hala kurt değildir canım, kurdun burada işi ne, gelse de beni mi bulacak yok canım yok kurt değildir diye kendini avutmaya devam etmiş. Derken kurdun nefesini hissetmiş, hala yok canım kurt değildir diyormuş. Sonunda kurttan kaçmaya başlamış, koşarken noolur kurt olmasın, yok canım kurt değildir belki de diyormuş. En sonunda kurt poposundan ısırınca aaa kurt imiş aa o imiş aa oi aaa ii aaaiii diye bağırmaya başlamış. O gün bu gündür eşek konuşamaz anırırmış...

Bu günlerin geleceği belliydi. Eşekliğimize doymayalım.

25 Mart 2011 Cuma

Açın gözünüzü: bugün çevre, bütün politikalardan ve savaş gerekçelerinden bin kere daha yaşamsal ve önemli bir konu!

JAPON BALIKÇISI 

Denizde bir bulutun öldürdüğü 
Japon balıkçısı genç bir adamdı. 
Dostlarından dinledim bu türküyü 
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı. 

Balık tuttuk yiyen ölür. 
Elimize değen ölür. 
Bu gemi bir kara tabut, 
lumbarından giren ölür. 

Balık tuttuk yiyen ölür, 
birden değil, ağır ağır, 
etleri çürür, dağılır. 
Balık tuttuk yiyen ölür. 

Elimize değen ölür. 
Tuzla, güneşle yıkanan 
bu vefalı, bu çalışkan 
elimize değen ölür. 
Birden değil, ağır ağır, 
etleri çürür, dağılır. 
Elimize değen ölür... 

Badem gözlüm, beni unut. 
Bu gemi bir kara tabut, 
lumbarından giren ölür. 
Üstümüzden geçti bulut. 

Badem gözlüm beni unut. 
Boynuma sarılma, gülüm, 
benden sana geçer ölüm. 
Badem gözlüm beni unut. 

Bu gemi bir kara tabut. 
Badem gözlüm beni unut. 
Çürük yumurtadan çürük, 
benden yapacağın çocuk. 
Bu gemi bir kara tabut. 
Bu deniz bir ölü deniz. 
İnsanlar ey, nerdesiniz? 
Nerdesiniz? 

Nazım Hikmet Ran (1956)