Elif 5N1K etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif 5N1K etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2016 Perşembe

Zaman üzerine düşünceler...

Kıbrıs'ta beşinci yılımız biterken, üniversitenin mezuniyet töreninde de bu akşam beşinci kez bulunacağız. Sanki daha yeni gelmişim gibi. Zaman kanatlandı geçti. Zaman üzerine düşünüyordum, hep düşünürüm. Mesela en sevdiğim film türlerinden biri zaman makinası ya da zamanda yolculuk üzerine olanlardır. Bir de paralel evrenler tabii, seçimlerle şekillenen alternatif  varoluşlar...

Zaman aktıkça, babamın yaşayamadığı yılları saymamak benim için imkansız. Aklımın köşesinde, orada, zamanın onun için durduğu. Benim için de duran şeyler oldu, kendime yakından bakma çabası örneğin. Bu blogla bunu yapardım. Herkesten uzak, çoğu yakınımın bilmediği bir kendiyle başbaşa kalma yeri. Bu durdu örneğin. Ara ara gelip yazsam da, hiç eski tadını vermedi. Kendime bakmak, kendimle düşünmek veya kendimi anlatmak derdim olmadı. Akışa kapıldım.

Hayao Miyazaki'nin yeni filmlerinden "Rüzgar Yükseliyor"dan bir alıntı: Rüzgar yükseliyor, yaşamaya çalışmalıyız!

Akışa kapıldıkça ve kendime ayırdığım alanı kullanmadıkça, başka işler ve görevler tüm zamanımı kapladı. Sel altında kalır gibi oldum. çenem ve burnum dışarıda gibi sanki. Yani hala nefes alabiliyorum ama hareket kabiliyetim pek yok.

Çizim tabletim bir yıldır masamın ayağına dayalı duruyor. Masamın üstü kağıtlar, dosyalar ve post-itlerle dolu. Kendimle pek gurur duyarak okulda hem hoca hem de yönetici olarak görevlerimi yetiştiriyorum. Ama geriye ne kalıyor sorma sakın. Ben neredeyim, ne yapabiliyorum sorma.

İşte şimdi düşünüyorum. Zaman! Senin hakkında düşünüyorum. 40 yaşımın eşiğinde seninle ilgili acayip düşüncelerim var, zaman. Kolla kendini. 

13 Nisan 2015 Pazartesi

Takas Etkinliği


Haftasonu bir takas etkinliğine katıldık. Lefkoşa Surlariçinde, 1984 (kafe mi diyeyim, bar mı bilemedim... Bahçesi olan, çoluk çocuk gidilebilen kafe-bar tarzı bir mekan diyelim) bu haftasonu üçüncü takas etkinliğini düzenledi. İlk ikisine de katılmak istemiştim ama bir şekilde kaçırmıştım. Bu sefer facebookta etkinlik sayfası yapmışlar, doğru karar. Önceden telefon edip stand açma / etkinliğe katılma koşullarını konuşabilirsiniz. Stand için bir ücret ödemiyosunuz, stand dediğim de 2 tane bistro masası. Yeter yani.

İlk defa böyle bir etkinliğe katılacağımız için, açıkçası ilk başta tam olarak ne götürülebilir bilemedim. Bir kaç kitap, bir kaç oyuncak ve giyilebilir durumda olan ama küçülmüş bir kaç giysi götürdük. Genel olarak keyifli bir paylaşım olduğunu söyleyebilirim. Ancak oraya yerleştiğimizde kimi standlarda satış da yapıldığını gördük, bu beni biraz şaşırttı açıkçası. Sonradan takasın yanı sıra ikinci el pazarı da olabildiğini öğrendim. Kendimce asıl önemli olan değişim ve paylaşımın ruhunu hissetmektir diye düşündüğümden satış işin içine girmese daha iyi olurdu diye düşünüyorum.
Götürdüğümüz her şeyi değiştirdik... Yalnızca yukarıdaki sarı masa lambasını 10TL, yeşil çantayı 5TL vererek aldık. Onun dışında her şey takas edildi.



Hem güzel sıcak bir pazar güneşinde açık havada zaman geçirdik, hem yeni insanlarla tanıştık, hem de paylaşım ve değiş tokuş deneyimini yaşadık.



İlgilenenler için, ayda bir yineleneceğini öğrendim.
1984, Lefkoşa Surlariçi, KKTC

20 Eylül 2014 Cumartesi

İkinci Kişisel Sergim "Yerçekimsiz" İzmir'de Açıldı

Ben bir sergi daha açtım :) 

Sergi, 15 Eylül 2014'de İzmir İKSEV'de Sayın Filiz Sarper Eczacıbaşı'nın değerli katılımıyla açıldı. 


"Yerçekimsiz" adlı ikinci kişisel sergiyi hazırlarken, ilk sergide kullandığım biçimsel yaklaşıma devam ettim; elipsler... Ancak bu biçimsel benzeşimi devam ettirirken bir yandan da tamamen kendi içinde başka bir kavramsal altyapısı olan bir tarzda ayrı bir seri oluşturarak, bir nevi ilk serinin daha ayakları yere basan bir devamını oluşturdum. Ayakları basan tuhaf bir iddia gibi görünüyor kavramla birlikte düşününce ama kastettiğim o değil tabii...



Tema, "yersiz yurtsuz bir göçebelik hali" üzerinde gelişti. Basında çıkan haberden alıntı yapayım: “Eserlerdeki betimlemeler, yerçekimsiz bir dünya ve boşlukta süzülen karakter tasarımları, bir kara parçasına kök salmadan var olan bir akışı ifade ediyor.” diyen Yrd. Doç. Dr. Elif Songür Dağ sergi ile ilgili ayrıca şunları söyledi:“Sergideki illüstrasyonların, betimlediği karakterler kendisi değilse bile kendinden bir parça taşıyor. Hepsi eliptik bir arka planın desteğiyle mekandan bağımsız tasarlanmış. Hem dünyevi hem düşsel olan bu karakter tasarımları, değişken ruh hallerindeki anlatılar içinde. Bazı parçalarda bir dal ya da bir öbek taş, dünyevi bir zemin sunarken çoğunda basacak bir yer bulunmuyor. Yaşamın kendisi gibi bu sergiye katılan eserler de yolun, yolculuğun bir yansıması. Çoğu zaman da gidilen yol, varılacak noktadan önemli duruyor.” 

Gerçekten de kendimi düşündüğümde, her an her yere yerleşebilir, her yere uyum sağlayabilir bir yerleşemeyen görüyorum. Bu sergi bir yerde kendi yaşamımın şu güne kadarki akışının özeti oldu diyebilirim. Baba mesleği nedeniyle tayinlerle geçen bir çocukluktan sonra, hayatıma kendi başıma devam ettiğim son 12-13 senede de yeni kentlerden yeni gitmelerden korkmamış olduğumu söyleyebiliyorum. Kuşları bu nedenle kullandım. Ama illüstrasyonlarda kullandığım, özgürlüğü ve gitmeyi temsil eden kuşlar da aslında bağımsız değil. Bir biçimde figürlerle metamorfoz geçirerek ya da giyinilerek figürlerle bütünleşiyor. 


Sergi 30 Eylül'e kadar izlenebilecek...

15 Mart 2014 Cumartesi

İlk Kişisel Sergim Açıldı


"Çok Kişisel" başlıklı ilk kişisel sergim13 Mart 2015'de Çanakkale'de açıldı. Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi sergime ev sahipliği yaptı. GSF Grafik Bölümü etkinliği olarak karakter tasarımı ve dijital illüstrasyon üzerine bir de  workshop gerçekleştirdim.

Grafik Tasarım Bölüm Başkanı Yrd.Doç. Didem Çatal'ın davetlisi olarak katıldığım bu etkinlikte, Grafik Tasarım Dergisi de yol arkadaşım oldu. Hayır yalnızca manevi olarak değil, gerçekten de bir minibüs insan birlikte gittik Çanakkale'ye. Hep derim ya, yalnız gidilen yer değil, yol da önemlidir diye... Öyle güzel bir yolculuk oldu. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Bülent Fidan ve Editörü Hakan Dağ da öğrencilerle birer söyleşi yaptılar.



Üniversitede açılan bir sergi olduğundan, en çok öğrencilerin ilgisi yoğundu. Teknik ya da kavramsal yaklaşımımla ilgili çok soru sordular, elimden geldiğince yanıtlamaya çalıştım. Her zaman şuna inanırım, bu tür bir etkinlik bir tek kişinin bile heveslenmesine, yaratıcılığına veya üretkenliğine küçücük bir kıvılcım çaktırsa yeter...  

12 Kasım 2013 Salı

Döndüm...

Dünya işleri bitmez. Anladım.
Bu blogu bu kadar ihmal etmek en başta kendime ayıp. Anladım.
Bu blogla en zor zamanlarımda nefes alabilmiş olduğumu hatırladım. Anladım.

Döndüm.

10 Mayıs 2013 Cuma

Çiçekler, hayvanlar, birşeyler...


Haftalardır, hatta belki de birkaç aydır ilk defa biraz rahat bir "öğleden sonra" geçiriyorum... 
Öyle çok, öyle duraksızca çalışıyordum ki. 
Çalışıyorum. 
Yine de nasıl olduysa bugün kendime küçücük bir nefeslik alan yaratabildim. 
Çayım masamda, uzun zamandır kafamı yoramadığım şeylere kafamı yordum bugün. 
Hava tamamen tersine döndü dünden beri. İnanılmaz bir yağmur, hatta dolu yağışı var. 
Bahar şenliklerinin olduğu hafta ne talihsizlik. Yine de hava çok güzel. 
Yağmasaydı bu çöl kumları basılmazdı, nefes alamazdık. 

Saksılarımın dibinde bazı bitkiler filizlenmiş. Muhakkak, yedikten sonra kılıcın dibine atılmış bir çekirdeğin işi bu. Narenciye de olabilir, belki elma armut gibi bir şey de... Ben de sabah aldım onları başka bir saksıya yerleştirdim.  Bu saksı akşama değin beni öyle çok mutlu etti ki! Dibine minik bir tavşancık yerleştirdim, sevgili Sinem bir bitpazarından almış benim için.  Bayılıyorum anın getirdiği mutluluğa.


Ben çocukken, bazı geceleri uykuya dalmadan kurmayı alışkanlık haline getirdiğim bir hayalim vardı. Kocaman bir evim varmış ve içinde bir sürü hayvanımla birlikte yaşıyormuşum... Sonra tek tek hangi hayvanları besleyeceğimi düşünürken uykuya dalardım.










"Neden hayvanlar, nerden geldi aklına" dersen sevgili okuyucu, bu hafta bir çalışmamı hayvanlarla ilgili bir seçki yapan kitaba yolladım. İşte onu gönderirken oldu bunlar...


2 Mayıs 2013 Perşembe

Genius Loci: Yerin Ruhu



Bu yazı için biraz geç kaldım aslında, ama daha önce fırsat olmadı. Tasarımını ve resimlemelerini yaptığım bir kitabı tanıtmak istiyorum. Kitabın yazarı, çalıştığım fakülteden meslektaşım Doç. Dr. Lerzan Aras. Kitap, mimarlığın batı dünyasında az düşünülen bir yönüne vurgu yapıyor. Tasarlarken ben de 2 kez okudum, ilginç ve güzel bir kitap. İstanbul'un aşina olduğumuz yerlerinde hiç farketmediğimiz yapıları ve etkileri, kentin kültürel gelişimi ve kentleşmeyi, yerin ruhunu, fenomonolojik yaklaşımı keyifle bir solukta okuyabilirsiniz. Üniversitemizin (Cyprus International University) yayınlarından çıktı. Çizimleri stabilo kalemle ve tamamen elde yaptm. 






Çizimlerini yaparken çok keyif aldığım bir proje oldu doğrusu. Üstteki İstiklal Caddesi resimlemesindeki caddenin delisi amcayı hatırlayan var mı? Ben bir süre önce ölmüş olduğunu duydum, caddenin bir motifiydi; unutmayalım diye resimlemeye aldım onu da...


 Bu resimleme de "Martıları Seven Adam". Kitapta bu öykünün Osho'dan aktarıldığı belirtiliyor. Deniz kıyısında yaşayan ve martıları çok seven biri varmış. Her sabah deniz kenarına gidip martıları izlermiş. Martılar korkmadan yanına gelirlermiş... Bir gün babası demiş ki, birkaç martı bana getir de oynayayım onlarla. Ertesi gün adam deniz kenarına gittiğinde, martılar yalnızca başının üstünde turlamışlar, yanına yaklaşmadan. 

Niyetin titreşimleri farklı titreştirmesi üzerine bir öykü.

24 Şubat 2013 Pazar

Kitapta bölüm

Yayıma hazırlanma süreci biraz uzunca süren bir kitap olsa da, Portekiz'de basılan Contemporary International Ex-Libris Artists kitabı nihayet çıktı. Kitap tüm dünyadan seçilmiş exlibris sanatçılarına yer veriyor. 






Bu kitaba katılmam için davet aldığımda daha Ankara'daydım. Kıbrıs'a gelmek aklımın ucundan bile geçmemiş, Hacettepe'den istifa etmemiş, daha tezi bitirmemiş ve babamı kaybetmemiştim. Bir kitabın basıma hazırlanma sürecinde, nasıl da değişiyor hayat.

Baba bak, sen olsan şimdi bu kitabın bir kopyasını ötekilerin yanına rafa koyardın. Tezlerimin, basılmış işlerimin yanına. Ne hoşuna giderdi bir şey daha eklemek o rafa. 

30 Ocak 2013 Çarşamba

ADW / 6. Ankara Tasarım Haftası 2012

Bu yıl Ankara Tasarım Haftası'nın 6.sı düzenlendi. Daha önce iki kez karma sergiyle katılmıştım ama ilk kez bir söyleşi gerçekleştirdim ve ardından konuyla bağlantılı bir workshop yaptım. 
 

Hazırladığım sunum, beni her zaman çok heyecanlandıran bir konu hakkındaydı: Distopya. Distopya, ütopya kelimesinden türetilmiş bir olumsuzlama aslında. Nasıl ütopya insanlığın yarınına ilişkin umutlu ve iyi duygularla dolu güzel bir gelecek hayaliyse, distopya da tam tersi kötü ve karanlık bir gelecek önermesi. Konuyu felsefi ve filmografik açıdan tartışan otoriteler bulunmakta. Bense bu karanlık ve ürkünç alana daha grafiksel bir açıdan yaklaşmayı denedim. Karakter tasarımı  konuya burada dahil oldu. Bu tür  filmlerde yaratılan distopik evren tasarısı, görsel açıdan neye göre belirleniyordu acaba? Karakterlerin görünümleri neye göre seçiliyordu? Ve neden sözgelimi onar yıllık aralarla çekilen filmlerde birbirinden farklılaşan bir estetik yaklaşım kullanılıyordu? Bu sunumun makaleye dönüşmüş hali  bittiğinde yayınlanacak burada da, az kaldı :)  

15 Mart 2012 Perşembe

Karanlık bulutların arasında...


Kapkara bulutlarla kaplı boğucu bir gökyüzünde, yağmur yağarken yolunu şaşıran güneş bulutların arasından bakıverince... hayatımda gördüğüm en büyük en eksiksiz ve en acayip gökkuşağını oluşturdu. Arabadan inip gökkuşağının altına koşsam sanki tutacaktım. Magosa yolunda vuku buldu.

3 Şubat 2012 Cuma

Grafik Tasarım Dergisi'nde yayımlanan yazım

‎"Found Object Art / Buluntu Nesnelerle Sanat"ı bir illüstrasyon yöntemi olarak incelediğim makalem Grafik Tasarım dergisinin Kasım Aralık sayısında...


İllüstrasyonda alternatif diller:
Buluntu nesnelerle illüstrasyon

İllüstrasyon (resimleme) bir bilgiyi, bir kavramı iletmek için yapılan görsel betimlemeler olarak nitelendirilmektedir. İllüstrasyon kelimesinin Latincede bir şeyi anlaşılır yapmak anlamındaki “lustrate” kökünden türediği bilinmektedir. Bir bilgiyi ya da iletiyi var olan bir metni destekleyerek, açıklayarak ya da herhangi bir metin olmaksızın bir kavramı görselleştirerek aktaran görsel betimlemelerdir de denilebilir.  
Bir ana alan olarak “illüstrasyon” editoryal, kitap illüstrasyonu, bilimsel illüstrasyon, konsept tasarım, karakter tasarımı, teknik illüstrasyon gibi farklı alanlara göre ayrılmakla birlikte, kullanılan yöntemlere göre de ayrılabilmektedir.  Güzel tarafı, yöntemler denildiğinde görselleştirmenin hemen hemen her yolunun açık olmasıdır. Bu yöntemler basit ve sade bir kurşun kalem çizimini ya da mürekkep çalışmasını içerebildiği gibi, akrilik, guaj, suluboya vb. gereçlerle yapılan uygulamaları ya da kolaj çalışmalarını da içerebilir. Buluntu nesnelerle tasarlamak da bir illüstrasyon yöntemidir. Nesneler, çalışmanın kavramsal altyapısı dâhilinde bir araya getirilerek sabitlenebileceği gibi, düzenlemelerin fotoğrafları çekilerek de kaydedilebilir.   

Buluntu nesnelerle yapılan illüstrasyon dendiğinde, akla kolaj ve asamblaj gelebilir; aslında bunlar çoğu zaman birbirine geçişen ve örtüşen kavramlardır. Kolaj, iki boyutlu bir yüzey üzerine yine iki boyutlu malzemelerin kesilip yapıştırılarak düzenlenmesi olarak tanımlanabilir. Dada akımıyla gelişmiş bir yöntem olup, kendi başlarına sanatsal bir değer taşımayan nesnelerin sanatsal bir bakış açısıyla yeniden yorumlanarak tasarım sürecinin sonunda bir sanat eserine dönüştürülmesi sürecini anlatır. Asamblaj (assamblage) kolaja benzemekle birlikte, bu yöntemde üçüncü boyut da kullanılmaktadır. Buluntu nesnelerle tasarlamak, benim için başka bir anlam daha taşıyor; tüketmeyerek, atık ya da bir biçimde birikmiş ya da bulunmuş nesneleri bir arada kullanarak sürdürülebilir bir dünya yaratmanın sorumluluğunu taşımak. Buradan yola çıkarak işin çevre ve sosyal yönünün de oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. 

Dünyada bu yöntemi kullanarak tasarım yapan bir çok illüstratör / tasarımcı bulunmaktadır. Kullanılan nesnelerin rastlantı eseri bir araya getirilmesi sık rastlanan bir durumdur; kullanılmış biletler, şişe kapakları, boş makaralar, eski menteşeler vb. Zaman zaman da belirli nedenlere dayalı olarak özellikle seçilen nesneler kullanılmaktadır. Bu nesneler, bir geçmişi ve etkisi olan eski eşyalar; aile fotoğrafları, anı nesneleri, koleksiyon parçaları ve / veya bitpazarlarından toplanabilecek eski nesneler (anahtarlar, kilitler, eski paralar, dolap kulpları vb) olabilir. Ne tür bir nesne kullanılıyor olursa olsun, önemli olan nesneyi kullandığınız yerdeki kavramı ve alt metni ne kadar desteklediği olacaktır. 

Buluntu nesneler, bir görsel anlatımda kullanıldığında, tek başlarına var olduklarında taşıdıkları anlamdan bir ölçüde sıyrılarak bambaşka bir şeyin parçası olabilmektedirler. Başka nesnelerle, çizimlerle ya da yazılarla birlikte kullanıldığında hangi anlamlara evrileceği, buluntu nesnelerle yapılan illüstrasyonlara lezzetini veren şeydir. Örneğin Dicky Graham tarafından yaratılan vahşi hayvan başı örneğinde, tek başına bambaşka anlamlar içeren nesnelerin bir araya geldiklerinde nasıl irkiltici bir tümanlama kavuştuğu görülebilir. Sıradan ve normal satranç taşları, vahşi bir hayvanın ağzındaki düzensiz dişlere dönüşürken, neredeyse hayvanın soluğunu duymamızı sağlayacak kadar “gerçek” bir etkiye sahip olmaktadır (bkz. görüntü 1). 
Görüntü 1 Dicky Graham tarafından tasarlanan “Marcel Mutt” çalışmasında bir parça kürk, bir baca bağlantısı ve satranç takımı taşları kullanılmıştır.

David Goldin’in itfaiyecileri incelendiğinde (bkz. görüntü 2) çöpe dönüşmüş teneke parçaları, paslı menteşeler, bitmiş kurşunkalemler ve kapaklarla açma halkaları gibi sıradan ve değersiz nesnelerin, mizahi bir duruşu olan ve bir bakışta kolayca algılanabilen tiplemelere dönüştüğü görülebilir. Buluntu nesnelerle yapılan illüstrasyonlarda, kurgulanmış yeni bir gerçeklik içinde kullanıldıktan sonra nesnelerin hala tanıdık ve ayırt edilebilir olup olmadığı da önemlidir. Nesneler hem zorlamadan hem de kitchleşmeden, birlikte yeni bir bütün oluşturabilmeli, ancak buna rağmen incelendiğinde nesneler kendi kimliklerini de taşımaya devam ediyor olabilmelidir.


Görüntü 2 David Goldin tarafından yapılan “Fireman” serisinden örnekler

Buluntu nesneler kullanılarak yaratılan yeni anlatım biçiminde nesneler, onları çevreleyen diğer nesnelere, çizimlere ya da yazılara bağlıdır. Yine David Goldin’e ait ancak bu sefer daha farklı bir tarz kullanılmış olan illüstrasyonda (bkz. görüntü 4) buluntu nesnelerin, çizimlerle bütünleştirilerek kullanıldığı dikkati çekmektedir. Eski bir saat kadranı, pullar, etiketler ve düğmeler, aynı yöne doğru bir koşuyu sürdürür biçimde kişiselleştirilmiştir. Önceki örneklere ek olarak çizimle desteklenerek tasarım süreci daha farklı kurgulanmıştır.   
Görüntü 3 David Goldin tarafından buluntu nesnelerle yaratılan bir düzenleme: “Run”
Çocuk kitapları illüstratörü olan Holli Conger da birçok çalışmasında buluntu nesneleri kullanmaktadır. Resimde (bkz. görüntü 4) illüstratör tarafından tasarlanmış tiplemeler ve yaratılan arka planda buluntu nesnelerden yararlanırken bütünlük duygusunun başarılı bir biçimde verildiği görülebilmektedir.  

Görüntü 4 Holli Conger tarafından buluntu nesnelerle tasarlanmış bir illüstrasyon örneği
Görüntü 5 Suzan Scott tarafından yaratılmış bir çalışma  

Dr. Elif Songür Dağ
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü
Öğretim Görevlisi

26 Ocak 2012 Perşembe

Kıbrıs'ı geziyoruz / Bellapais

Bellapais, Beşparmak dağlarının Girne'ye bakan yüzünde kurulmuş Bellapais Manastırının da içinde bulunduğu bir dağ köyü. Daracık sokakları ve çok bozulmamış tarihi dokusuyla insanı hemen içine alan bir atmosferi var. Dağlarda Kıbrıs'ta sık sık gördüğümüz bir bulut biçimi dikkatinizi çekebilir; dağların tepe noktalarını yutan bulut bunlar... 




Bellapais Manastırı ya da diğer adıyla "Beyaz Giymiş Meryem Kilisesi", 1158 ve 1205 yılları arasında Fransa Kralı tarafından inşa edilmiş. Bu dönem, Kıbrıs'ta Lusignan dönemi'ne denk geliyor. Gotik Mimari'nin Doğu Akdeniz'deki en güzel örneği olduğu söyleniyor. Manastır, ilk olarak Augustinian rahipleri tarafından kullanılmış.



 Ada Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra padişah tarafından Rum Ortodoks kilisesine verilmiş. Kilisenin içindeki ikonalara bakınca, Ortodoks etkisi hemen görülebiliyor. Oldukça etkili ve korunabilmiş bir kilise. Mimaride kullanılan taşlara bayıldım. Tabii turunç ağaçları her yerde...






Bu arada konuyla ilgisiz olacak belki ama, bu kadar sıcak ve kuru bir iklimde terraryumlarım için nereden karayosunu bulacağım diye dertleniyordum. Oysa burası kışın son derece yağmurlu ve bu tür taş yapıların duvarlrında ve merdivenlerinde bol bol yosun görebildim.



Kıbrıs'ta bu türden sukkulentlerden çok var, hiç bu kadar değişik çeşidi bir arada görmemiştim. Bu yukarıdakinin adını bilmiyorum ama çok güzel. Ağaçlaşabilme potansiyeli de var, birçok bitki gibi. Aşağıda ise doğasever kızım yosunları seviyor. Laf aramızda kendisi izci oldu. Buradaki okullarda gerçekten gerçek izcilik öğretiliyor. Dürbünü de var, eski fotoğraf makinesini de ona verdik, çok mutlu kafasına göre fotoğraf çekebildiği için :) 


Manastırın iç avlusundaki devasa boyuttaki dört servinin, zamanında manastırın bir bekçisi tarafından dört çocuğu için dikildiği söyleniyor. 


 Bu fotoğraflar 31 Aralık günü çekildi, yani kışın ortası diyebileceğimiz bir havada. Ama bize göre serin ve yağmurlu bir sonbahar gününden farkı yoktu. Kış ortasında yemyeşil. Başka gezi yazıları da geliyor efenim. Görüşmek üzere!