4 Ekim 2010 Pazartesi

Eylülü de ham yaptık, 3 ay kaldı 2011'e...

Bu sabah yeni post yazmak için blogu açarken, zaman ve kaosu* düşünüyordum. Kafamdaki iki konu bunlardı. Ama başlığı böyle girince, kaosu sonra yazmaya karar verdim.
Zamanı hep akıp giden bir şey olarak düşünürüz. Elbette bir "önce" ve "sonra"dan etkilenen, ancak asıl olarak var olma anıdır. Şu andaki zihnimiz daima olmuş ve olacakları düşünür.
Kaz dağlarında bir yer, ardımda deniz ve sisler içinde midilli adası.
Nerden bilecektim her gün görebildiğim denizin, yılda bir kez tatilde görülebilecek bir coğrafi öge olacağını. 
Zihnimizin olumlu anılardan çok olumsuz anıları saklamaya programı olması bilimsel bir gerçeklikmiş diye okudum bir yerde. O yüzden insan hep olumsuz olan şeyleri düşünüp, pişmanlıkları ve keşkeleri bir türlü bırakmama eğiliminde oluyor. Gelecekle ilgili ise sanırım en yoğun duygumuz endişe. Gelecek bilinmezlikle birlikte her zaman bir sürü riski de taşır bünyesinde. Ama adı üstünde işte bilinmiyor. Ama belirsizlik insanı endişelenmeye sevk ediyor.
Babamla
Öğrenmemiz gereken, ya da hadi kendi adıma konuşayım öğrenmem gereken şu anda nerede ve ne yapıyor olduğum. Yapamıyorum. Dünü ve yarını düşünmeksizin, şu anda var olmayı başarabilsem. Farkında olsun ya da olmasın herkesin sorunu da bu değil mi zaten? Çözmek lazım bunu. Farkındalık önemli, meditasyon da anda kalabilmek için çok önemli.

Zaman korkunç bir hızla akıyor. İşte Ekim'e girdik. Ben buralı değilim dediğim yerde 8 yılı devirdim neredeyse. Doktoraya başlayalı 3 yıldan fazla oldu, Aralıkta 4. tik'e giriyorum. İpek ilkokula başladı. Ben oldum 33. Yaşlandım ve eskidim. Evi temiz tutmaya çalışmak ve yemek yapmak, yarın için endişelenmek, düşünmek, vahlanmak eskittiyse eskitti beni. Zaman geçti gitti. Ben ne yaptım bu arada bilmiyorum.

Su gibi olunmalı, su çevresel koşullara uyum sağlar, gerekirse biçim değiştirir ama özü asla değişmez. Ancak rüzgarın aşındıramadığı kayayı yüzyıllar içinde su aşındırır. Bütün nehirlerin içindeki çakıl taneleri yuvarlak biçimli olmasının nedeni suyun akışıdır.

.......................
Wolf Erlbruch'un Kral ve Deniz adlı kitabını aldım geçen hafta. Heinz Janisch yazmış, Erlbruch resimlemiş.  Wolf Erlbruch'u "Ördek, Ölüm ve Lale" kitabıyla tanımış ve hayran olmuştum. Çocuklara algılatılması en zor kavramlardan biri olan ölüm üzerine bir kitaptı. 

"Kral ve Deniz" de, 21 kısa şiirsel öyküden oluşan bir kitap. Bir çocuk kitabı demeye dilim varmıyor, yetişkinlere de rehber olabilecek niteliklere sahip öykülerin tümü. Kendini ve krallığını yani kral olma titrini çok fazla önemseyen bir kral, kedi, yağmur, bulutlar ve gökyüzü gibi aslında kendisiyle birlikte bütünün parçalarını oluşturduğu şeylere emirler yağdırır; "dur" der, "geri gel, şunu yap bunu yap" tabii ki doğa onun sözünü dinlemez. Ve kral işleri her seferinde "oluruna" bırakır. Şurada kitapla ilgili çok güzel bir tanıtım yazısı var.  

İşte su gibi olmanın kitabı. 
  



* Bu konuyu yeniden düşünmeme Evren'in blogu aracı oldu. Bekleyin, bir sonraki postta...   

7 yorum:

beste dedi ki...

farkindalik meditasyonunda hocamiz biz buyurken olumsuzlara daha cok vurgu yapiliyor, toplumda olumsuzluklarin uzerinde daha cok duruluyor ve beden hafizasina bu olumsuzluklari kaydediyor zamanla anlamlandiramadigimiz agrilarin sebebi bu hafizadaki olumsuzluklar olabiliyor demisti. Gecmiste mutlu bir aninizi dusunun dediginde herkes zorlanmisti oysa mutsuz ana iliskin bir suru ornek gelebiliyor hemen akla. Su demissin hosuma gitti ama suyun cevreden etkilenip molekullerini degistirmesine iliskin deneyleri hatirladim! Iyi sozler karsisinda molekuller cicek gibi acip kotu sozlerde neredeyse buzulup kaliyordu! Dunya yasanmasi zor bir yer, aci, felaketler her yerde bu titresimlerden etkilenmemek mumkun mu? Birbirimize gorunmez ve bilemedigimiz baglarla bagliyiz, Insanoglu daimi huzuru gercekten bulabilir mi? Verdigin cocuk kitabinin guzelligi bir an unutturuyor tum bu sorulari cok sevimliymis cizimler:)

evren dedi ki...

Postun sonuna gelene dek ne hos bir tesadüf diyordum :) Aslinda yine de öyle. Cünkü ben yazmadim ama sunu düsündüm bugünlerde: Belki de degisikliklere kolay uyar, daha esnek, daha kolay sekil alabilir bir yasam tarzi kuramiyorum ve o yüzden hersey bir kaosa dönüsüyor sonucta. Su aklima geldi benim aklima da. Kolay sekil alir ama özünden ödün vermez olusu... Öyle olabilmeyi diledim :)

Kral ve Deniz'i oglumla okuyabilir miyiz sence? Biz zaten nasilsa hikayeleri okuyamiyoruz hic , hep resimlere bakarak kendi hikayemizi anlatiyoruz :)

Kırmızı Şapka dedi ki...

Sevgili Beste, evet insanın da %70'i su olduğundan titreşimlerden suyun da etkilendiği gibi etkileniyormuş. Yoga hocamız bize mantra, dua ya da her ne dersen bu tür sesle yapılan rütüellerin titreşim yoluyla bünyemize etkisinin olduğundan söz etmişti. Sözel telkin de bu nedenle çok önemli diye düşünüyorum. İçsel olarak yapılanın dışında, sözel olarak kendimizi ifade ederken de olumlu bir dil kullanmak önemli.

Evrenciğim sözünü ettiğim kitap çok sevimli ve komik resimlemeler içeriyor. Resimlerden de esinlenebilirsin bir şeyler anlatırken ama metinler de çok güzel. Anlayamayabilir, ama hissedecektir mutlaka.Bir de kısa metinler gerçekten, belki takip etmesi daha kolay olur oğluş için.

Berceste dedi ki...

Yaslanmis olmayi kabul edemedim ben de en yasli olarak :) 33'de deme daha bunu...

Bu arada bizim bocuk elimden kitabi cekip alip resimlere bakiyor ve anlat diye bana sitem ediyor :) Bu durumda da ise yarar mi tavsiye ettigin kitap?

Sevgiler...

evren dedi ki...

Bingo! Sehir kütüphanesinde buldum Kral ve Deniz'i! :)Ilk firsatta gidip alacagim.

Kırmızı Şapka dedi ki...

Evet evet, ama bence çocuklardan çok yetişkinlere lazım bu kitap :) En azından benim için böyle... Bu arada Eolf Erlbruch hayranıyım, başka çok güzel kitapları da var, tamamını öneririm :)

Berceste dedi ki...

Himm o zaman hemen Google teyzeye danisila ve kitaplar buluna :D Tesekkurler...