24 Kasım 2008 Pazartesi

Kim sonsuza dek yaşamak ister ki?

Yazının esinini Pinocuumdan aldığımı belirtmeliyim. Bugün Freddie Mercury'nin ölüm yıldönümü. Ama 17 yıl olduğunun farkında değildim. Böylece ben kaç sene önce bir lise öğrencisiydim çıkıyor ortaya. Zaman nasıl akmış, ama queen hiç azalmamış. Lise yıllarımda merak sarmıştım, aynı Pino gibi benim de harçlığımdan aldığım ilk yabancı kaset Queen idi (İkincisi de Leonard Cohen, ki her ikisinin de sadık dinleyicisi olmayı sürdürüyorum). O halde ben de "who wants to live forever"ı ekleyeyim ironik olur :(

20 Kasım 2008 Perşembe

Dagon

Grotesk korku öykülerini severim. Poe'yu, Lovecraft'ı, Shelley'i... Dagon'dan bahsetmek istiyorum. Lovecraft'ın "Balıkçı Tanrı" dediği Dagon, aslında var olan bir mitten türetilmiş bir öykü. Etkileyici olan, Lovecraft'ın irkiltici anlatımı. Dagon, antik bir Filistin tarnısı. İsmi, "balık" anlamına gelen "dag"dan türemiş.


Resim: http://www.bible-history.com

Resimlemede, balık ve insanın birleşiminden oluşan bir figür betimleniyor. Yarı insan yarı tanrı tasvirleri antik toplumlarda sıklıkla rastlanan bir ögeydi. Bunun temelinde animizm (canlandırıcılık) de var. İnsanla bir hayvanı sembolik olarak birleştirmenin o hayvanın güçlerini insana katarak daha da güçlendirdiğine inanılırmış. Dagon örneğinde doğurganlık ve bereketi sembolik olarak arttıran bir birleşim görüyoruz. Asur ve Babil'de de aynı inanışın devam ettiğine dair mitler var.

Resim: http://www.bible-history.com

Lovecraft, Dagon ismini verdiği öyküsünde şöyle anlatıyor;
"Sonra aniden onu gördüm. Yüzeye çıkışını haber veren küçük bir çalkantıyla, o şey karanlık suların üzerinden kayarak görüntüye girdi. Kocamandı, Polyphemos benzeri ve tiksindiriciydi, kabuslardan çıkma heybetli bir canavarmışcasına, abideye doğru ok gibi fırladı. Devasa pullu kollarını onun üzerine attı, iğrenç kafasını eğerken kesinlikle bazı ölçülü sesler çıkardı. İşte o zaman delirdiğimi sandım. "
Dagon'u Polyphemos'a benzetmiş. Polyphemos'un Yunan Mitolojisinden bir karakter olduğunu mitolojiyle ilgilenenler anımsayacaktır. Hani Odysseus'u mağarasına hapseden dev tepegöz. Odysseus, onu kandırmış, tek gözünü kör ederek mağarasından bir koyun postu altında kaçmıştı. Peki neden Odysseus'un denizde şansı yaver gitmez de başına çeşit çeşit bela gelir? Polyphemos, Deniz tanrısı Poseidon'un oğludur da ondan. Bir çeşit kan davası diyelim... Peki Polyphemos nasıl betimlenmiş acaba?

Antik betimlemelerden günümüze dönersek, Balıktanrı'nın betimlenmesinde Lovecraft'ın anlatımının daha etkili algılandığının ayrımına varabiliriz.


resim: http://guerrillagrind.org/ia/

10 Kasım 2008 Pazartesi

...

Son günlerin hareketli gündeminden dolayı beynim dümdüz olmuş vaziyette. Okumak/izlemek istemesem de olanlar gerçek. Gözlerimi kapasam da orada duruyorlar. Midem bulanırken diyorum ki "halk için halka rağmen mi çabalayacaksın?" İnsanlar görmezken duymazken, süpper namuslu toplumumuz ettiği haltları toprağa gömüp hiç bir şey yokmuş gibi sırıtmaya devam ederken, el kadar masum çocukları koruyamadıklarına tanık olurken, ellerinden bağlı ölüme bırakılmış zihinsel engellileri deşifre ettiler diye vay efendim batılıların bizi rezil rüsva etmesine takılmışken, iğrenç tecavüzcüleri salıveren devlet kurumlarının güvenilirliğini sorgularken üstüne bir de kendini bilmez sübyancının yumurtladığı cümlelerle midem kalkarken, bu sabah bir üçüncü sayfa haberinde biri iki yaşında biri dört aylık iki Hatice'nin aileleri tarafından öldürüldüğünü okuyunca, kendimi tutamadım ağladım sokak ortasında. Ayrıntıya giremem, burada bu tür yazılar yazmıyorum, ama bugün gerçekten çok fazla geldi. Toplum çökme durumuna çoktan gelmiş, memleketi zaten satıp savdık, Mustafa Kemal "Gençliğe Hitabe"de ne öngördüyse hepsi oldu bile. Ekonomik, politik, sosyal ve ahlaki olarak hangi ışıktan söz edebileceğiz? Bugün 10 Kasımdı. Bir kısım dinci tayfa, bugünden başlayarak resmi törenleri, ritüelleri boykot edelim çağrısı yapmış. Başı bağlı kızlarımız filan rencide oluyorlarmış. Durumu şaibeli sübyancıların TVde kanal kanal gezip dini kullanarak saçmalaması kimseyi rencide etmiyor mu? Bir de bu yönden bakalım. Başıbağlı kızlarımız, efendim, istiklal marşı okunurken, saygı duruşu yapılırken rencide oluyorlarmış. Bak sen! İşler nerelere geldi. Utanmadan neler konuşulur oldu. Bir şeyler değişmezse, dini çirkin işlerine paravan eden tecavüzcülerle, hortumcularla, vatan hainleriyle yaşamaya daha ne kadar dayanılabilir? Ey Türk Gençliği aklını başına devşir!