25 Eylül 2008 Perşembe

Sergi Açılışı




Türkiye’de Alman Kültür Esintileri çerçevesinde

„Günümüz Alman Kitap İllustrasyonları“ „Zeitgenössische Bilderbuchillustrationen in Deutschland“
Sergi Açılışı /Ausstellungeröffnung:
10.10.2008 18.30

im Anschluß / ardından :
Türk-Alman Çocuk Kitapları Forumu /Türkisch-Deutsches Kinderbuchforum
Katılanlar / Teilnehmer:
Dirk Tröndle, Gülten Dayıoğlu, Jutta Richter, Sevim Ak, Zehra İpşiroğlu, Abbas Güçlü

Galerinin Açık Olduğu Tarih ve Saatler/Öffnungszeiten der Galerie :
10.10. – 21.11.2008 hergün/tägl. 13.00-18.00
(ausser sonntags und 29.10.08 ve pazar günleri hariç)

Yer/Ort:
Goethe-Institut
Atatürk Bul. 131-Ankara

Tel.: 419 52 83

Sergide eserlerinden örneklerin yer aldığı sanatçılar:
Jutta Bauer, Rotraut Susanne Berner, Nadia Budde, Klaus Ensikat, Wolf Erlbruch, Jacky Gleich, Nikolaus Heidelbach, Sybille Hein, Janosch, Karoline Kehr, Axel Scheffer, Philip Waechter und Jutta Wehner.

„ Almanya’da Günümüz Resimli Kitap Çalışmaları“

Goethe Enstitüsü ve Troisdorf Resimli Kitap Müzesi’nin ortaklaşa düzenlediği bu sergide Almanya’nın önde gelen 13 illustratörünün örnekleri yeralmaktadır. Tanınmış klasiklerin yanı sıra genç sanatçıların da günümüz Alman kitap illustrasyonun en yeni akımları tanıtılmaktadır.

Sergide günümüz Alman illüstratörlerinin çeşitli çalışma teknikleri gözler önününe serilmekte ve bazı sanatçılar hala geleneksel tekniklerle çalışmaya devam etmekle beraber, genç nesil sanatçılar dijital resim tekniklerine yönelmektedir.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Nesnelere bağlanmak

Geçen gün derse girmek için hazırlanıyorduk. Z. Hocam ipleri, çivileri ve konfetileri masaya koyarken dedi ki, "bu maket bıçağı 1984'ten beri benimle". Bir an durdum, hesapladım. 24 yıl.

Gün koşturmayla geçti, akşam evde aklıma geldi, neden tuhafıma gitmişti ki? Bir yaprağı, bir sinema biletini, bir çorap tekini, bir elyazısını, kırık bir oyuncağı, bir tahlil sonucunu, bir yara kabuğunu, rahmetli dedeciğimin mis kokusunu salondaki vitrinde saklayan ben değil miyim?
"Peki nesnelere bağlanmak ne kadar sağlıklıdır?"
Bu günün sorusu bu.


Bilin bakalım bu aralar ben hangi kitabı okuyorum?

15 Eylül 2008 Pazartesi

Fındık-krem :)

Babası devlet tiyatrosununun değerli bir oyuncusu ve oyun yazarı olan bir arkadaşım var. İpek'i geçen sene bilimum çocuk operalarına ve balesine götürdüğümü duyunca, "Fındıkkıran"a götür mutlaka, çocukların da sıkılmadan izleyebileceği çok güzel bir örnek demişti. Ben de bu sene oynar mı acaba diyordum.


Resim: http://www.northernballettheatre.co.uk

Derken, geçen gün BBC Prime'da rastladık Fındıkkıran Balesine. Üstelik de daha başıydı. Bizim kız zevkten dörtköşe hem izledi hem kendince dansetti. Ufak bir hata var yalnız, balenin adını "Fındık-krem" zanediyor :)


Resim: Rachel Viselli in Tomasson's Nutcracker© Erik Tomasson http://www.ballet.co.uk

"Rus besteci Çaykovski'nin 1891 yılında bestelediği son balesidir.

Küçük Alman kız Clara Stahlbaum'un yeni yıl hediyesi olarak aldığı fındıkkıran oyuncağı ile ilgili rüyalarını konu alan büyü-masal tarzı bir eserdir. İlk defa 1892'de St. Petersburg'da sahnelenen Fındıkkıran Balesi, yeni yıl kutlamaları ile özdeşleşmiş ve pek çok bale topluluğu tarafından yılbaşında sahnelenmesi gelenekselleşmiştir.

Dünyanın en çok sahnelenen bale eserlerinden birisidir.

Fındıkkıran'ın Türkiye'de ilk sahnelenişi Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından 1968- 1969 sezonunda Ankara'da gerçekleşmiş, baleyi Dame Ninette de Valois sahneye koymuş, koreografik düzenlemesini Richard Glasstone, Ivanov'un özgün koreografisine bağlı kalarak yapmıştır.

Parti Sahnesi Stahlbaum ailesinin evinde yeni yıl partisi verilmektedir. Clara ve erkek kardeşi Fritz ile anne ve babaları dev yılbaşı ağacının altında dostlarıyla eğelenirler. Gizemli Vaftiz Baba Drosselmeyer çocuklar için bir çuval dolusu oyuncakla gelir. En güzel oyuncak, Clara'ya hediye edilen Fındıkkıran'dır. Kıskanan Fritz, oyuncağı kırar ancak Drosselmeyer tamir eder. Parti sona erdiğinde aile yatmaya gider ancak Clara Fındıkkıran'ı görmek için ağacın altına gelir. Kollarında Fındıkkıran ile uykuya dalar.

Savaş Sahnesi Gece yarısı, garip şeyler olmaya başlar. Clara fare sesi sesi duyarak uyanır. Oda, Fareler Kralı'nın önderliğindeki bir fare ordusu ile dolar. Clara kaçmak ister ancak dev fareler onu durdurur. Öte yandan odadki oyuncaklar da canlanır Fındıkkıran komutasındaki kurşun askerler Fareler Kralı'nın ordusu ile savaşır ve ölür. Clara'nın terliğini Fareler Kralı'nın başına atmasıyla kral ölür ve komutanlarının cesedini taşıyan fareler odayı terkeder. Clara'nın Fındıkkıran için döktüğü gözyaşları onu canlandırır. Bir prense dönüşen Fındıkkıran, Clara'yı kendi ülkesi Karlar Diyarı'na götürür.

Karlar Ülkesi Karlar Ülkesi'nde Prens ve Clara, kar tanelerinin dansı ile karşılanırlar. Şekerleme Ülkesi Clara, prensin eşliğinde Şekerleme Ülkesi'ne gider. Şeker Perisi'ne farelerle yaptıkları savaşı anlatırlar. Peri, onları ödüllendirmek için kutlama dansları sunar.

İspanyol Dansı, Arap Dansı, Rus Dansı, Çin Dansı, Mirliton Dansı, Çiçeklerin Dansı, Son olarak prens ile Şekerleme Perisi birlikte dans ederler.

Rüyanın Sonu Clara, rüyadan uyanır ve kendisini Fındıkkıran'ı ile beraber evlerinin salonundaki yılbaşı ağacının altında bulur." http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/

10 Eylül 2008 Çarşamba

Mesleğini Aşkla Sevmek Üzerine...

Eski bir Çin atasözü der ki, "insan sevdiği işi yapıyorsa hiç çalışmıyor sayılırmış". Çok şanslıyım ki yaşamımı çizim yaparak kazanabiliyorum, zira hayatta en sevdiğim bir kaç şeyden biri bu. Akademisyenlik de zorluklarına rağmen sevdiğim bir yoldu, ne mutlu bana ki bu yola da baş koyabildim.

Bu haftasonu sanıyorum Milliyet gazetesinin Pazar ekinde, Orhan Pamuk'un yeni kitabı Masumiyet Müzesi münasebetiyle yapılmış taze bir röportajı vardı. Kendisini sevenler ve sevmeyenler oldukça kesin çizgiler içersinde kamplaşıyorlar. Ben kitaplarını çok sevenler arasındayım, özellikle Kara Kitap ve Benim Adım Kırmızı'yı... Verdiği malum demeçlere ben de kızıyorum, ama yine de kitaplarını çok sevdiğim bu yazardan nefret edemedim. Okumakta, yazıp çizmekte iddialı bir güruhun da niçin çamur atma eylemlerinde ya da mesela Kara Kitap'ı sonuna kadar okuyamama asgari müştereğinde birleştiklerini de hiç anlayamamışımdır.

Her neyse, anlatmak istediğim şey çok başka aslında. Röportajda 50 yaşından sonra ilk defa maaşlı bordrolu bir işe girdiğine çok şaştığından söz ediyor, sözkonusu olan Colombiya Üniversitesinde hoca olması. Bir gözlemini aktarıyor, bir gün profesörlerle toplaşıp öğle yemeğine gidiyorlar, orada profesörlerin "yavrusunun gagasına yemini bırakan bir kuş gibi" nasıl da sevinerek öğrencilerine dersi nasıl anlattıklarını, hangi yöntemle daha iyi öğrettiklerini aralarında konuştuklarını izliyor. Ve o insanların gerçekten mesleklerini aşkla yaptıklarını söylüyor. Kendisi için ders vermek değil kitap yazmak aşkla bağdaştırılabilen bir edim. Aklımda kaldığı kadarıyla yazdım gazeteyi bulamadığım için düzgün bir alıntı yapamadım aslında ama okuyunca çok hoşuma gitmişti bugün okulda da anlattım. Akademisyenlik ya aşkla yapılır ya da hırsla. Her iki örneği de görüyoruz yaşamımızda. "yavrusunun gagasına yemini bırakan bir kuş gibi" olmak gerek.
Fotoğraf: Orhan Pamuk'un Masasının Üstü / Kaynak : http://www.masumiyetmuzesi.com