27 Haziran 2008 Cuma

Saçımı simsiyah boyadım.
Bünyem arada böyle değişikliklik yapmazsam tekliyor.
Haftaya Sanatta Yeterlik Sınavım var. Hatta bir haftadan daha az bir zaman kaldı. E peki ne sorulacak? Bazı öngörülerim var ama emin değilim tabii. Bir adet sergi, bir adet yazılı bir adet de sözlü sınav. Sağdan soldan duyduklarım, ağlatacaklar yönünde. Yalnız bizim bölüm değil, başka bölümler başka fakültelerden arkadaşlarımla da fikir teatisinde bulundum. O zaman ne yapacağız, sakin olacağız. Kendimize güvenlii, efendim rahat olacağız amaaa bildiğimizi unutacak derecede heyecanlı olmayacağız. Banu, Halime! Bunları üçümüz için söylüyorum.
Portfolyom tamamlandı, sergi için son birkaç çıkış da alırsam tamamdır.
Hayır heyecan yok.
12 Haziran 2008 Perşembe
Hala Mağdur Edebiyatı
Atatürk'ü değil Humeyni'yi seviyorum mu diyorsun? Niçin gitmiyorsun İran'a? Ha ama bak orda Türkiyedeki gibi türban+full makyaj+dar kıyafetler kombinasyonuna ceza yazıyorlar haberin olsun. Akraban bile olsa bir erkekle yan yana yakalandın mı vay haline. Gitsene İran'a. Bir daha geri gelme. Bu ülke Kuvayi Milliye kanıyla sulanarak kurtarıldı. Demek sen ülkeyi imamlar kurtardı sanıyorsun :)) Vallahi gülüyorum kusura bakma. Cühela.
Etiketler:
Yaşam
Cengiz Aytmatov Uçmağa Vardı...

Dünyaca ünlü Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov 79 yaşında yaşama veda etti. Aytmatov, bir süredir Almanya'da bir hastanede yoğun bakımda bulunmaktaydı. Sevdiğim bir yazar, ilk "Beyaz Gemi"sini okumuştum. Yıllar sonra İstanbul'da Beyaz Gemi Yayınevinde çalışırken, Patronum olan karı kocanın Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemisi'ne gönderme yaparak bu ismi seçtiklerini, bu öyküyü çok sevdiklerini öğrenmiştim. Yaşam bize tuhaf rastlantılar sunuyor diye düşündüğüm anlardan biriydi. Cemile, Toprak Ana ve Selvi Boylum Al Yazmalım da eserlerinden bazıları. Selvi Boylum Al Yazmalım'ın Türkan Şoray, Ahmet Mekin ve Kadir İnanır'ın oynadığı filminden kim etkilenmemiştir ki? Sinematografinin ötesinde öykü öyle güçlü ki, öyle basit ve yaşamsal bir soruyu soruyor ki insanların yüreği sıkışmadan yanıtlaması imkansız. Gerçi yıllar sonra Aytmatov'la bir röportaj yapmışlar, "aşk mı yoksa emek mi" diye sormuşlar o da sonradan fikirlerinin değiştiğini, aşkın daha önemli olduğunu düşündüğünü söylemiş.
Kırgızistan'da bu yıl Aytmatov'un 80. yaşı olacağı için Aytmatov yılı ilan edilmiş. Kendi adı verilen bir yılda, Aytmatov uçmağa vardı.
Zülfü Livaneli'nin bugünkü Vatan gazetesindeki Aytmatov'a veda yazısı için tıklayın.
Etiketler:
Yaşam
11 Haziran 2008 Çarşamba
Yeni bir haber değil ama...

Yıllar yıllar önce Nuri Bilge Ceylan'ın bir filmine gitmiştik; "Mayıs Sıkıntısı". O zaman izlediğim ilk filmiydi, sonra başka filmlerini de izledim. Demişti ki her karesi tek başına bir fotoğraf değerindedir. Evet, öyleydi. Yalınlığı insanı vuruyordu. Bütün o sahnelerdeki ışığıyla, kompozisyonuyla çok çok sevmiştim.

"Güzel ve Yalnız Ülken" seninle gurur duydu Ceylan. Çok yaşa...
Etiketler:
Yaşam
10 Haziran 2008 Salı
Yeni bir seri...
Etiketler:
İllustrasyon
9 Haziran 2008 Pazartesi
Kıbrıs, yakın plan...
Ben daha 1,5 yaşında bebekken babam Kıbrıs'a tayin olmuş. 1 yıl kadar kalmışız. Tekrar bir vesileyle Kıbrıs'a gitme olanağı doğunca annemle babam hemen google earth'ten eskiden oturduğumuz evi buldular. Bir kroki çizip elime tutuşturdular. "Bak bakalım gitmişken, evimiz duruyor mu?" Küçücük tek katlı müstakil bir evmiş. Arkasında bir koru varmış, köşede bir ekmek fırını. Babam, evin üç tarafına çam ağaçları dikmiş bir bahçe duvarı gibi. Gidemedim ki. Oysa bir sürü fotoğraf çekecek, bu gezinin adını "Çocukluğun İzinde" koyacaktım. Yine de gittiğim yerlerden fotoğraflar çektim. Bu tuhaf, tekbaşına ülkenin uzaktan ve yakından algılanışı öyle farklı ki. Ben de fotoğraflarımı çekerken iki izlek peşindeydim. Yakından ve uzaktan... İşte yakından Kıbrıs fotoğrafları...

Girne: Bu ağaç Sevişen Ağaç adında bir türmüş. Üzerindeki plakada şunlar yazıyordu:
"Gördüğünüz bu ağaç Latincede Bella Solarius adıyla bilinmekte olup tahminen 175-200 yaş arasında olduğu sanılmaktadır. Ağacın anavatanı Afrika kıtasıdır. Ağaç, erkek ve dişi olarak iki cinstir. Burada da görüldüğü gibi dişileri gövdesi ise daha incedir. Keza her iki cinsin meyveleri de farklıdır. Ağaçların dalları birbirlerini saracak şekilde gelişir. Ki bu nedenle ağaca "Sevişen Ağaç" da denilir. Bu ağacın en büyük özelliği tek olarak değil grup olarak birkaçının bir arada yaşamasıdır.
Dallar oldukça hafif adeta içi boş gibidir. Bu nedenle eskiden sandal yapımında kullanıldığı da bilinmektedir. Girne'de buradan başka (2) yerde daha bu ağaçtan vardır. Yazın sıcaklarda gerçekten çok güzel serinlik veren hoş bir gölgesi vardır."

Salamis: Salamis antik kentindeki tiyatronun basamaklarında kimbilir kaç yaşında bir deniz kabuğu kalıntısı.

St. Barnabas: Annemin saksıda yetiştirdiği kaktüsgillerden şu bitkilerin burada saksı değil toprakta ağaca dönüşmüş ve coşmuş bir şekilde olduğunu görünce şaşırdım. Sümüklüböcekler ne yapıyor acaba :)

St. Barnabas: Portakallar yeni tomurcuklanıyor. İnsanı çıldırtan o turunç kokusu, gözleri kapayınca Ege'ye götürüyor bünyeyi.

St Barnabas: İkon müzesindeki kabartmalardan ayrıntı. Ortodoks ikonlarının göbeğinde bir "Selçuklu" kartalı. Aslında motiflerin taşınırlığının bir örneği daha, bazı imgelerin evrensel tabanda nasıl ortak bir dil kullandığına ilişkin bir örnek. Gücün ve asaletin bu simgesini Selçuklular da kullanmış başkaları da.
Girne: Bu ağaç Sevişen Ağaç adında bir türmüş. Üzerindeki plakada şunlar yazıyordu:
"Gördüğünüz bu ağaç Latincede Bella Solarius adıyla bilinmekte olup tahminen 175-200 yaş arasında olduğu sanılmaktadır. Ağacın anavatanı Afrika kıtasıdır. Ağaç, erkek ve dişi olarak iki cinstir. Burada da görüldüğü gibi dişileri gövdesi ise daha incedir. Keza her iki cinsin meyveleri de farklıdır. Ağaçların dalları birbirlerini saracak şekilde gelişir. Ki bu nedenle ağaca "Sevişen Ağaç" da denilir. Bu ağacın en büyük özelliği tek olarak değil grup olarak birkaçının bir arada yaşamasıdır.
Dallar oldukça hafif adeta içi boş gibidir. Bu nedenle eskiden sandal yapımında kullanıldığı da bilinmektedir. Girne'de buradan başka (2) yerde daha bu ağaçtan vardır. Yazın sıcaklarda gerçekten çok güzel serinlik veren hoş bir gölgesi vardır."
Salamis: Salamis antik kentindeki tiyatronun basamaklarında kimbilir kaç yaşında bir deniz kabuğu kalıntısı.
St. Barnabas: Annemin saksıda yetiştirdiği kaktüsgillerden şu bitkilerin burada saksı değil toprakta ağaca dönüşmüş ve coşmuş bir şekilde olduğunu görünce şaşırdım. Sümüklüböcekler ne yapıyor acaba :)
St. Barnabas: Mis gibi çiçek kokuları ve kuş cıvıltıları. Arkeoloji müzesinin bahçesindeki Çin gülü.
St. Barnabas: Portakallar yeni tomurcuklanıyor. İnsanı çıldırtan o turunç kokusu, gözleri kapayınca Ege'ye götürüyor bünyeyi.
St Barnabas: İkon müzesindeki kabartmalardan ayrıntı. Ortodoks ikonlarının göbeğinde bir "Selçuklu" kartalı. Aslında motiflerin taşınırlığının bir örneği daha, bazı imgelerin evrensel tabanda nasıl ortak bir dil kullandığına ilişkin bir örnek. Gücün ve asaletin bu simgesini Selçuklular da kullanmış başkaları da.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


