Yaşam bizi savuruyor demek bir özür müdür bilmiyorum. Yine de yürekten bir bağlılığın bağışlayıcılığına sığınıyor insan. Hayatta aldığım en değerli armağanlardan biriydi üzerinde bu resmin olduğu buzdolabı magneti. Alt tarafı bir magnet denilebilir belki ama öyle değil. Denizaşırı bir ülkeye taşınmış en yıllanmış ve değerli dostuma bir email bile yazamadığımı her hatırladığımda, üstelik eğer o anda mutfaktaysam gözgöze geliyorum bu magnetle çünkü. 12 yıl önce, çömez birer üniversite öğrencisiydik. Aynı sınıftaydık. Birkaç yıl içinde anladım ki ömürlük bir dost kazanmışım. Birlikte okuduk, tezlerimizi yazdık, yaptığımız çizgi filmleri festivallere gönderdik, "kızımın teyzesi", benim kanım kadar yakın arkadaşım. Gençliğim İzmir'in deniz kokulu sokaklarında kaldıysa, bana da hatırlamak düşer... İşte hatırladıklarım...Kordon'daki Mado'da, dondurma yanında türk kahvesi ve körfez rüzgarı...Karşıyaka vapurunun serin köpükleri...DEU GSF Kantinindeki simit, peynir, domatesli kahvaltılar...Sergiler, festivaller...Yürek çarpıntıları...Gözyaşları...Kahkahalar...En kralından hem de...
Bugün aceleyle yetiştirdiğim bir iş...
Bu gün Uluslararası Çocuk Kitapları Günü.
1967'den bu yana Hans Christien Andersen'in tahmini doğumgünü olarak kabul edilen 2 Nisan, çocukların dikkatini kitaplara çekmek ve onlara okuma sevgisi aşılamak amacıyla Uluslararası Çocuk Kitapları Günü olarak kutlanmaktadır. Devamındaki hafta da çocuk kitapları haftası olarak devam ediyor. Bu hafta her gün bir çocuk kitabını blogumda tanıtacağım.
İlk kitap P.L. Travers'in yazdığı Mary Poppins. Aslında birden fazla Mary Poppins kitabı var. Yukarıdaki, benim çocukken okuduğum değil, serinin başka bir parçası. Mary Poppins ile ilk tanıştığımda sanırım 10-11 yaşlarındaydım. Elimizdeki basım, annem ve dayılarım çocukken Yuki yayınlarından çıkmış birisiydi. Tefrikalar cilt haline getirilmişti ama yıpranmıştı, babam da sonradan ciltçide düz siyah bir cilt yaptırmıştı. Mary Poppins herkesin çekineceği, ama çekinmesine rağmen bayılacağı bir dadıydı. Birbirinden yaramaz 4 çocuğa bakardı. Birlikte acayip maceralar yaşarlardı hep, ama eve döndüklerinde bundan sözedilmesini hiç istemezdi Mary Poppins. Kılık kıyafetine çok düşkün, oldukça burnu havada ama tam bir hanımefendiydi. Yine de gerektiğinde şemsiyesiyle uçar, bir duvar resminin içine girip atlıkarıncaya biner ya da güldürücü gazla dolduğu için doğumgünü bitene kadar uçmak zorunda olan amcasıyla birlikte tavanda beş çayı içebilirdi. Çocukluğumdan bu yana hiç unutamadığım ve hala evirip çevirip tekrar okuduğum bir şaheser kitaptır. İçinde bir sürü öykü de olurdu, Ayın üstünden atlayan inek veya krala bakan kedi gibi...Yukarıdaki baskıyı bundan 3-4 yıl önce kitapçıda gördüğümde hemen almıştım. Yine de içinde "mamafih" gibi eski kelimelerin geçtiği 1964 basımı Mary Poppins'im bana her zaman daha sevimli geliyor.
Çocuklarımıza kitap okuyalım, yanlarında kendimiz de kitap okuyalım ki okumayı sevsinler. Okumak bir kurt gibi içlerine yerleşsin. Başka türlüsü olmaz ki zaten...
Bu sabah öğrencilerimle birlikte Hacettepe Üniversitesi'ne Rastko Ciric'in konferansına gittik. Ciric, önemli bir illüstratör ve animatör. Aynı zamanda Belgrad Üniversitesi, Uygulamali Sanatlar Fakültesi, Grafik Sanatlar Bölümü baskani (Yugoslavya). Belgrad Üniversitesi, Uygulamali Sanatlar Fakültesinin 5 senelik bir eğitim programı bulunuyor. Giriş sınavları 1 hafta süresince yapılıyor ve gerçekten çok zor olduğu söylendi. İlk iki sene temel sanat eğitimi veriliyor, 3 ve 4. sınıfta öğrenciler uzmanlaşmaya başlıyor ve 5. yılda tamamen mezuniyet projesine yönelik çalışılıyor ve portfolyo hazırlanıyormuş. Bu okulun dışında bir de Dunav Film okulu diye bir özel üniversite varmış. Gösterimde Ciric'in kendi çalışmalarının dışında bu iki okulun öğrencilerinin animasyon çalışmalarına yer verildi.Rastko Ciric, animasyona master yaparken başlamış. Aşağıda kendi çalışmalarından bazı kareler görünüyor.
THE CIRCUS DEPARTS / 35 mm, color, 6 min.
İlk animasyon çalışması. İşte animasyon böyle bir şey. Herşeyin birbirine dönüştüğü, gerçeküstü olanın inanılır bir şey olduğu düşsel bir dünya varoluyor.
TOWER OF BABABEL, 35 mm, color, 136m, 5 min.
Kısır döngü. Düştükçe bitmeyen bir Babil Kulesi...

OGRES & BOGIES / 35 mm, color, 247m, 9 min.
Benim en çok sevdiğim Ogres ve Bogies oldu. Balkan ülkelerinin folklorundaki düşsel varlıkları canlandırmış. Mitoloji, sanatın beslendiği ana damarlardan biridir diye düşünürüm her zaman. Bayılırım mitolojiye!
Buradan da kitabı izlenebiliyor: http://www.rastkociric.com/html/ilustr.htm/ogre.htm
Çalışmaları şuradan izlenebilir: http://www.rastkociric.comPerşembe gününe kadar Hacettepe Grafik Bölümünden seçilen 13 öğrenciyle workshop yapacak.
Ne haftaydı ama!Sen İzmir'den kalkıp git, denizi olmayan gri bir kente yerleş... Hatta o kenti sevmeye başla, birileri gelsin bırakıp gittiğin yerleri hatırlatsın! Üzgünüm ama Ankara'yı sevmeye başladım ben. Hatta Belçika'dan dönerken burayı özlediğimi bile hissetmiştim. İki ay oluyor bunu kabulleneli. Yine de ne zaman balık ayıklasam, ellerimi yıkamadan önce burnuma götürüp derin bir nefes çekiyor ve "ohh...izmir..."diyorum. İzmir'den gelense, beni mezun eden hocam, mezuniyet cübbemi giydiren tez danışmanım Prof. Dr. Ahmet Sipahioğlu idi. Şu an çalıştığım Başkent Üniversitesine Sanal Müzecilik / Sanal Tarih ile ilgili bir konferans sunmaya gelmişti. Çoğunluğunu akademisyenlerin oluşturduğu İDA Tasarım Grubu, tarihsel yapıları ya da olayları, belgeleri araştırarak ve yerel yönetimlerden destek alarak canlandırıyor. Animasyon, 3D modelleme ve maket tasarımı / üretimi yapıyorlar. İzmir TArih ve Sanat Müzesi(2004), Çanakkale Deniz Müzesi Nusrat Mayın Gemisi İç Sergi Düzeni(2004), Çimenlik Kalesi Düzenlemesi(2005) yaptıkları işlerden bazıları. Türkiye, tarihsel ve kültürel çeşitliliğiyle bu yeni tasarım alanının tam mihenk noktası oluyor. Heyecanlanarak izlediğimiz bir sunum oldu. İDA Tasarım Grubu'nu alkışlıyorum.