22 Ekim 2008 Çarşamba

Artık Yaşamayan Erik Ağacı

Yıllar önce, (siz deyin beş, ben diyeyim on yıl) Dokuz Eylül GSF binasının o zamanlar kuru bir bahçesi vardı. Sonra ağaçlandırıldı orası, kafeterya filan sonradan yapıldı. Bizler, yeni binanın ilk öğrencileriydik. Dolayısıyla boştu oralar... Sonra galiba ben 4. sınıftaydım, ya da masterın ilk senesiydi, bahçemiz ağaçlandırılmaya başlandı.
Tam kafeteryanın giriş kapısının sağ önüne Dilek'le ikimiz, ağaç diktik. Benimki bir erik ağacıydı. Dilek'in ağacının cinsini hatırlamıyorum ama yaprakları böyle uzun inceydi, belki de söğüttü. O tuttu, benim erik tutmadı. Ondan sonra ne zaman okula uğrasam ağaçlarımızın olduğu köşeye uğramayı adet edindim. En son bu nisanda baktım, Dilek'ciimin ağacı bayağı bir serpilmişti. Niye geldi bunlar aklıma? Geçen gün elime o ağacı ilk diktiğimde ağacım için yaptığım bir gravür baskı geçti. O gün 8 Marttı. Sinemalarda kadın filmleri gösteriliyordu o gün, "Meleklerin Düş Yaşamı" diye bir Fransız filmine gitmiştik. Hey gidi günler.

16 Ekim 2008 Perşembe

Terzi Söküğünü Dikemez mi?


Kendim için niye yapmıyorum? Dedim ve yaptım.

Alman Çizerlerin Sergisi / İzlenimler

Daha önce blogda yazmıştım Goethe Institut'daki sergiye gideceğimi. Almanya'daki çocuk kitabı resimlemelerini görebilme fırsatı bulacağım bu sergiyi kaçırmadım elbette, gittim. 13 çizerin katıldığı bu sergi, birbrinden çok açık biçimde ayrılan farklı teknikler ve yaklaşımları da bir araya topladığı için önemliydi.

İçlerinde son derece klasik tekniklerle yapılmış daha geleneksel çalışmaların olduğu kadar postmodern denilebilecek bir aşamada olanlar da vardı.

Kimi çizerler dijital çizim tekniklerinin olanaklarını zorlamışlardı. Karoline Kehr'in çalışmaları hoşuma gitti.
Heidelbach'ın çizimleriyle çocukluğun çocukça olduğu kadar, irkiltici ve tuhaf yönünü de hatırladım.
Gleich, çocukluk korkularını, sveimli olmaya çalışmadan kendine özgü ve güçlü bir yöntemle anlatmayı denemiş.

Gerçekten de bütün bu çizerlerin tekniklerini incelemek, resimlemelerin içine yolculuk etmek çok güzeldi.

Sergi açılışının ardından yine Goethe Institut tarafından düzenlenen bir forum vardı: "Bir Sonraki Kuşak İçin Yazmak" Katılımcılar Sevim Ak, Zehra İpşiroğlu, Jutta Richter, Paul Maar, Gülten Dayıoğlu ve Abbas Güçlü idi. Tartışmayı Dick Tröndle yönetti. Sanırım bütün katılımcılara belli sorular gönderilmiş, herkes kendi çocukluklarından yola çıkarak çocukluğu, hem de kendi yazın serüvenlerinin nasıl başladığını anlattılar.
Her konuşmacı kend kitaplarından kısa bir öykü, ya da bir kaç paragraf okudu. Bence seçilen metinler de çok güzeldi. Özellikle Paul Maar'ın kısa öyküsü beni çok etkiledi. Alman yazarlar konuşurlarken simultane çeviri yapıldı. Ancak herkes kendi metnini kendi dilinde okudu. Elimizde Almanca öykülerin çevirileriyle dinledik. O zaman anladım ki, dil gerçekten bir tür müzik. Bir kitap çevrilse bile en iyi kendi dilinde okunur herhalde. Üstelik kim demiş Almanca'nın kaba bir dil olduğunu? Hiç de öyle olmadığını farkettim cuma günü.
Çocuklarımıza kitap okumak, dili öğretmenin en güzel yollarından biri değil mi zaten. Vurgulamalarıyla, duraksamalarıyla bir metni okumak çok yararlı. Ben hala bana kitap okunsun, dinleyeyim bayılırım.
Küçük küçük notlar aldım bakalım nelerin sözü edilmiş o akşam...
Jutta Richter çalışma masasına Maksim Gorki'nin olduğu rivayet edilen bir sözünü yapıştırmış: "Çocuklar için, büyükler için yazdığımı gibi yazmalıyız. Yalnızca daha iyi yazmalıyız." Ne kadar yerinde bir öneri. Bence çizimlere de uyarlanabilir bu yaklaşım. Çocuklar hatayı affetmez çünkü. Çocukluğun dünyası, büyüklerin inceliklerine (ve dahi yalanlarına) ulaşmadığından dolayı çok ne ve çok acımasızdır. Çocukların dürüstlüğü bu yüzden acıtır, bence çocuklarımıza nabza göre şerbet vermeyi öğtermektense büyüklerin eleştiriye daha açık ve dayanıklı olmayı öğrenmemiz gerek. Neyse demiş ki Richter, "Gözetlenmeden açık havada oynamak ve tehlikeli şeyler yapıp yine de bir şekilde paçayı kurtarmak gibi şeyleri, bugün çocuk olsaydım, en azından bugünün Almanya'sında yapamazdım."
Paul Maar da şöyle demiş, "Çocuklar bitmeyen bir eğitime tabi tutuluyorlar. Çocuklar kitaplarda da eğitilmek zorunda değildir, yalnızca eğlendirmek için de kitap yazılabilir, yazılmalıdır. Almanya'da her gün çocukların daha az okuduğu söyleniyor ama çocuk kitapları satışları her yıl dah fazla artıyor... Örneğin ölüm de bir çocuk kitabına konu olabilecek, evrensel ve zamanı geçmeyecek bir konudur."
Gülten Dayıoğlu, kendisini çok nesnel biçimde tahlil ederek, eğer sıçramazsa Fadik'te kalacağının ayrımına varmış. Bugünün çocuklarına seslenmek için artık kitaplarında bilimkurgu öğelere yer veriyormuş.
Zehra İpşiroğlu, dramaturg ve yazar bir anneannenin torunu olarak kitaplarla dolu bir dünyaya doğmuş. Çocukluğunda her zaman eleştirel bir yönü varmış ve halen de kitaplarının tümünde başkaldırı varmış. Bunları anneannesine borçlu olduğunu söyledi.
Abbas Güçlü konunun dışından bir kişiydi o nedenle olaya adapte olamadı. Eleştirileri de pek yerli yerince oturmadı, hatta ayıp oldu. Ama katıldığım bir görüşü var ki, "bugünün kitapları bu günün çocuklarına seslenmeli. Yeni medyalar etkin biçimde kullanılmalı. "
Bana göre bu forumun en büyük eksiği, bir çocuk kitabı resimleri sergisinin ardından düzenlenip de çocuk kitabını görselliğe değinmeden ele alınması oldu. Bu konuyla ilgili eleştirimi de yaptım, keşke o işleri sergilenen çizerlerden de bir iki tanesi katılmış olsaydı bu foruma. Çocuk kitabı görsellikten ayrılarak incelenebilecek bir şey değildir ki. Özellikle 0-6 yaş grubunda resimler de aynı yazılar gibi okunur çocuklar tarafından. Hatta çocuklar yazıyı bilmedikleri için anne babaların fark ettiğinden daha fazlasını görürler o resimlerde.

3 Ekim 2008 Cuma

Audrey Kawasaki


Audrey Kawasaki, Brooklyn'deki Pratt Enstitisünde 2 yıl eğitim almış. Uzakdoğulu damarını kaybetmeden, batılı bir disiplinle yoğrulmuş. Şu linkten web sitesine bakmanızı öneriyorum. Çalışmaları hem erotik hem de masum olarak nitelendiriliyor. Siteyi incelerken çalışmalarını geleneksel yöntemlerle yaptığını öğrendim.

İllüstrasyonları benim çok hoşuma gitti doğrusu. Sitede, oldukça üretken bir sanatçı olduğunu da görebiliyoruz. Tonlarca sergi açmış. Alttaki resim çalışma alanını gösteriyor. Çalışmayı özendiren bir yanı da var. Motive edici.

Bütün görseller http://www.audrey-kawasaki.com/index.php sitesinden alınmıştır.